Göktaşı…

Merhaba,

Konu teknik bilgi vermek olmayınca insan arka arkaya yazılar yazabiliyor :) Eğer amaç yazı yazmaksa ne güzel. Ancak yazılan yazıların da okuyucuya “birşeyler” anlatması gerekiyor. Hal böyle olunca yazıya başlamadan önce bazı tereddütlerim vardı. Kelimelerle oynamak konusunda çok usta sayılmam; düşündüklerimi yazıya dökerken okuyucuda kendi hissettiğim heyecanı uyandıramama ihtimalim yüksek. Bu nedenle yazımı mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışacağım.

Bu yazının konusu, 3-4 gün önce elime ulaşan ve şu adresten satın aldığım “göktaşları”. Edindiğim bilgiye göre, Rusya’nın Sikhote-Alin dağlarına düşen bu iki minik göktaşı, %93 Demir, %5.5 Nikel, %0.42 Kobalt, %0.46 Fosfor ve %0.28 Sülfür’den oluşuyor. Eser miktarda Germanyum ve İridyum da içeren göktaşları,  bazı mineralleri de barındırmakta. Sikhote-Alin göktaşı yağmuru 12 Şubat 1947′de gerçekleşmiş. Göktaşının yere çarptığı sırada 70,000 ila 100,000 kg civarında bir kütleye sahip olduğu düşünülüyor.

Sikhote-Alin Göktaşları

Sikhote-Alin Göktaşları

Bu taşlar aslında ilk bakışta son derece sıradan geliyorlar insana. Ancak bakmakla beraber biraz da “düşününce” aslında o kadar da değersiz olmadıkları fikri uyanmaya başlıyor. Ne de olsa çoğumuzun, belki de (maalesef) hiçbirimizin gidemeyeceği yerlerden gelmiş durumdalar. (Umarım bu yerlerin Rusya’nın Sikhote-Alin Dağları olduğu düşünen olmamıştır :) ) Göktaşları uzayın gizemini ve derinliğini simgeliyorlar benim için artık. Baktığımda “merak” duygusu uyandırıyorlar, nerelerden geldiklerini, ne kadar zaman uzayda dolaştıklarını ve neler gördüklerini merak ediyorum. Acaba başka gezegenlerin yanından da geçtiler mi, oralarda da medeniyet var mıydı soruları geliyor aklıma.

Merakla birlikte çaresizlik duygusu da uyandırıyor bu göktaşları insanda. Yukarıda bahsettiğim soruların yanıtlarını hiçbir zaman öğrenememe ihtimalim var. Ve maalesef elimden gelen de çok birşey yok bu durumu değiştirmek için. O zaman bu konudaki çaresizliğimizi görerek fazla kafamızı yormadan günlük hayatımıza devam edip günlerimizi mutlu biçimde geçirerek bu dünyadaki süremizin dolacağı günü mü beklemeliyiz?  Bazı açılardan bakıldığında bu sorunun yanıtı “evet” olabilir kimileri için. Bu cevabı çok yadırgadığımı söyleyemeyeceğim. İnsanların düşüncelerinin detaylarını ve içinde bulundukları durumları değerlendirmeden bu konuda yargıya gitmek ukalalık olur. Ancak benim için net yanıt “hayır” ve bu yanıt uzun zamandır değişmedi.

Birşeyler yapmaya çalışmanın nedeni “merak” ve “başarma” duyguları olsa gerek. Bana özel duygular değil tabii ki bunlar. Hepimizin içinde varlar. Ortaya çıktıklarında önemli çalışmalar yapmamızı sağlayacak gücü barındırıyorlar içlerinde. Ancak çok farklı nedenlerle köreltilmiş ya da başka yerlere yönlendirilmiş durumdalar. “Yaprak Dökümü”nün sonraki bölümünde ne olacağını merak ediyoruz veya “iddia” oyununda yüksek oranlı bir bahisi tutturmayı istiyoruz. Ülke olarak ihtiyacımız bu değil… İnsan nasıl mutlu ise öyle yaşamalı görüşünü savunanlar olabilir. Ancak sadece kendimize değil daha geniş kitlelere hitap eden işler insanı çok daha mutlu kılacaktır. Ne kadar geniş bir alana hitap edersek, yaptığımız işler o denli mutluluk verecektir bize. 

Elimizdeki gücü doğru kullanalım. Herhangi bir yönlendirmeye ihtiyaç duymadan, sadece biraz düşünerek olanaklarımız doğrultusunda yapabileceğimiz pek çok şey bulabiliriz; yeter ki bu konuda “düşünelim”…

Artık iki minik göktaşına baktığımda düşünüyorum. Belki de hiçbirşey “başaramayacağız” ama denemek gerekiyor. Hepimiz denemeliyiz. Tek başımıza yapamayacaksak birleşerek yapmayı denemeliyiz ve kendimize, ülkemize belki de insanlığa yararlı olmanın yollarını aramalıyız. Ben bulacağımıza inanıyorum…

Görüşmek Üzere…

Eklenme tarihi: Aralık 28, 2009 Saat: 23:16 Yazar: Özgüç Bayrak · Kalıcı bağlantı
Şu kategoride: Genel · Etiketler: , , , ,

2 Yorum

Yorumlara RSS ile abone olun

  1. Yazan kullanıcı Erdem Çolak
    Tarih 14 Ocak 2010 Saat 23:36
    Kalıcı Bağlantı

    Carl Sagan’ın özetle “Kendimizi anlamak için evreni (cosmos) anlamalıyız.” gibi bir sözü vardı. Bu yazı bana bunu hatırlattı.

  2. Yazan kullanıcı nnn
    Tarih 29 Ocak 2010 Saat 17:18
    Kalıcı Bağlantı

    o değerli taşların numuneliği bana, dünyamızın da hayatı barındırma açısından gösterdiği biricikliği hatırlatıyor.

    paylaşımlar çok güzel. devam.

Yorumlara RSS ile abone olun

Yorum Yazın